Hoşgeldiniz  

KEŞKELERİN DÜŞMANI: GÜVEN!

Suat Güneş | 14 Eylül 2019 | Köşe Yazıları


Suat Güneş
gunestenotesi@hotmail.com

KEŞKELERİN DÜŞMANI: GÜVEN!
​Şu son zamanda o kadar çok ihtiyacımız olan bir ilaçtır ki, yaşanılarak kazanılan ve kaybederek yıkılan isimdir.

Vermeden alınamayan, hayal kırıklığına asla yer vermeyen ve çift taraflı razı olmanın soyadıdır. Yani, en az iki kişilik yola çıkılan serüvendir.
​Güven, hem isim, hem de istek kipi de olsa, korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusudur.

Yani tek kelimeyle gidiş-dönüş bilettir. Tabii ki etrafınızda doğru insanlar olduğu sürece mükemmel bir hissiyattır. Çünkü kazanması zor, kaybetmesi kolaydır. Kaybedince de asla yerine aynısının gelmeyeceği, yedek parçasız bir araçtır.
​Birden “hadi bana güven” sözünden nefret eden, eylem ve uygulama ile geliştirilebilen bir tecrübe mücevheridir. Son bulan ve zor bulunan olduğu için de çok kıymetlidir. Bu mücevher camdan bir kale gibidir. En zorlu şartlarda dimdik ayaktadır; ama ufacık bir darbe ile de paramparça olur. Neden mi? Birinin yanında savunmasız kalabildiği gibi kurduğu cümlelerin doğruluğunu da sorgulamak zorunda kalmaz. Tercih yapmak gerektiğinde kanıta gerek duymadan inanma rahatlığı ister. “Güle güle” dediğiniz insana, bir sonraki karşılaşmada; aynı yerde veya daha yakında “merhaba” demenin zevkidir.

Nedamete asla yer vermez, “heyhat…” ile tersler sizi. Parayla, pulla satın alınamayacak tüccarı olmayan vitrindir.
-Bazen fazla uzun olmayan bir telefon görüşmesiyle yerle bir olan suçsuz; bazen de takılan o en güzel maskelerin arkasındaki masum garibedir. Çünkü iki gözü de kör olduğu için tek bir hissi vardır.
-Hayatımıza ilk anne kokusuyla birlikte gelir. Daha sonra başkasında zor bulunan, bulunduğunda da bırakılmaması gereken çocukluktur. Lakin insani en çabuk büyütenlerin en büyüklerindendir kendisi. Henüz ayakta durabilmek için gerekli ayarlarını yeni yeni yapmaya başlayan küçük bir çocuğun, ayağa kalkabilmek için size uzattığı eldir.

Huzurla yan yana duran, yalan, dolan ve aldanmışlık karşısında saniyede eriyen aysberg parçasıdır. Hep yanlış seçilmiş aşağılık ruhlara verildiğinden kaynağı kuruyan şelaledir. Değeri kaybedildikten sonra en acı şekilde anlaşılır.

Maddeleşebilseydi domino taşı olacak kavram olup, zira en sondaki domino taşı sarsılmaya başladığı anda bütün bir geçmiş tehlike altındadır. Yıkıldığı zaman tekrar örülmesi zor bir duvardır; ancak, gariptir ki, hiçbir zaman öncekinden daha da sağlam olamaz. Hatta önceki kadar bile olamaz bu duvarın sağlamlığı. Altında kalanları bir çırpıda öldüren masumdur o.

Asil insanlar için, yok olması, ruhun hastalanmasıdır. İyileşmesi herhangi bir ilaca, insana, nesneye, öğrenmeye ve unutmaya bağlı değildir. “Kimse kimseye yeniden güvenmeyi öğretemez, yolunu gösteremez, izini bulduramaz” tembihinin belleklere kazılması gereken mühürdür.
-“ Keşke…”lere asla yer vermeyen, keşkelerle yaşamanın ne kadar iğrenç bir şey olduğunu hissettiren, atacağınız her adımı önceden düşünmeniz gerektiğini en acı şekilde öğreten şeydir. Nerde olduğuyla değil, varlığıyla hissedilen, mesafe falan tanımayan sevimli psikopattır.

Yıkıntısı üst üste geldiğinde, tek şey; aynaya baktığımda gördüğüm ve yukarı baktığımda göremediğimizdir… “Nerde yanlış yapıyorum?” derken aptallaştırır. Söylediğiniz her söz sizi daha çok batırır. “özür dilemek” kavramını ortaya attığınızda, önce kendinizden özür dilemeniz gerektiğini söyler.

Güven saf bir şeydir, rengi siyah-beyaz, kokusu keskin, görünmez bir yaratıktır. Kendiliğinden oluşur, düşünülmemiş bir şeydir… Vardır ya da yoktur. Kuşku duymama ise bilinçlidir, düşünülerek takınılmış bir tavırdır ve her seferinde yeniden düşünülerek bulunan bir eylemdir. Aldatılmaya ardına dek açılmış bir kapıda, bilinçli kuşkulanmamaktır.

Tarafımdan herkese karşı bol kepçe saçılan, yanlış olduğunu her fark edişimde bir daha yapmayacağıma söz versem de, sözümü hiç tutamadığım zayıf noktamızdır. Yani bile bile lades demenin ta kendisidir.İnsan vücudunun tek başına üretemediği; farklı türlerde, farklı kaynaklardan olsa da mutlaka dışarıdan alınması gerekir. Seviyesi bazen bir anda azalıp sonra tekrar yükselir ve bünyeyi sarsar. Aşırılığı-azlığı anormallik belirtisidir.

Yalanı yaşamışların çok zor tadacağı bir lezzettir. Kolay erir, zor sindirilen, bünyenin zor zamanlarında ihtiyaç duyduğu ab-ı hayattır, taamdır.
LÜTFEN, BU YEMEĞİ “YEMEK” İÇİN DEĞİL, “YAŞAMAK” İÇİN YiYİN!
Eğtimci Yazar Suat GÜNEŞ

85 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Reklam

EN ÇOK OKUNAN HABERLER

DOLAR 5,7971
EURO 6,4953
BIST 98.415
ALTIN 277,84
© 2018 - Tüm yayın hakları adanaliyik.net'e aittir. İzinsiz veya kaynak gösterilmeksizin kullanılamaz.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle