Sabah gazetesi yazarı Yavuz Donat geçenlerde güzel Adana’mıza gelmiş;
Şehirde kısa sürede öyle güzel manzaralara(!) şahit olmuş ki; bunları 13 şubatta ki köşesine taşıyarak tüm Türkiye’ye duyurmuş.
Bakın neler anlatmış Adana ile ilgili:
*
“Kırmızı ışıkta duruyoruz.
Üstü başı dökülen bir adam, aracımızın camına kolonya sıkıyor.
Sonra, öteki elindeki şişeden bir fırt çekiyor... Şarap mı konyak mı belirsiz.
*
Bir sonraki kavşak... Yine kırmızı ışık.
Bu defa çocuklar camları silmek için üşüşüyorlar: Abi defter, kalem parası.
*
Üçüncü kavşak...
Kucağında çocuğu ile bir kadın……
Yazının devamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.
http://www.gazeteoku.com/yazar/yavuz-donat/130/hic-hos-degil
Sizce rastlantı mı bu?
Ne yazık ki rastlantı değil, çünkü Adana tam bir harabe şehre dönüşmüş durumda .
Bunu şehre rastgele uğrayan insanlar dahi hemen farkediyor.
*
Büyükşehir Belediye Başkanlığı konusundaki belirsizlik bunları daha da körüklüyor.
Bırakın Yüreğir’i, Seyhan’ı………
Şehrin en güzel merkez ilçesi olan Çukurova’nın durumu dahi içler acısı.
Arabanızla giremeyeceğiniz kadar bozuk yollar var.
*
Adana tıpkı kanalizasyonların karıştığı,
Fabrika atıklarının döküldüğü,
İçindeki canlıların can çekiştiği bir nehir gibi.
Atıklar nehirde adacıklar oluşturmuş. Nehir, nehir olmaktan çıkmış durumda.
*
İnsanlar Adana’ dan kaçmanın çarelerini aramaya başladılar.
Memur kesimi zaten başka bir ilin merkezine gidemediği için zorunlu olarak Adana da yaşamakta. Özellikle son iki üç yıldır insanların Adana’dan kaçmak için çareler aradığına tanıklık etmekteyiz.
*
Aslında bir şehrin gelişmişliğinin en güzel örneklerinden bir tanesi de dışarıdan ne kadar entelektüel insan çekebildiğiyle orantılıdır.
Yani siz şehrinize büyük yatırımcılar, tanınmış yazarlar, sanat dünyasından duayenler çekemiyorsanız veya bu insanlar şehrinizde yaşamıyorsa, aslında bu çok şeyi ifade etmeye yetiyordur.
Saygılarımla……