Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Haber Editörü
Haber Editörü
Kapıda Kalma Öyküsü
17 Nisan 2010, 22:24
Kapıda Kalma Öyküsü
 
 
TEPE NOT: Ülkemizde, çevremizde yaşananlar o kadar yoğun, sıkıntılı, üzücü ve yorucu ki, ara sıra soluklanmak, kafa boşaltmak için hafif, kimine gore boş şeylere de yönelme gereksinimi duyuyoruz.

Alttaki yazı, böyle bir şey işte.

Sizlerle buluşmaya yeniden başlamak için, bu hafif girişi seçtim. İsterseniz eğer, buyurun, okuyun geçin.

Başımdan geçen olay, yaz mevsiminde yaşanmış, sıradan bir Pazar günüdür.


Daha kapıdan çıkıp sokak terliğimi ayağıma geçirmem ve tarafımdan “Küt!” diye çekilip kapanan kapının sesini duymamla birlikte bir ateş sardı her yanımı. Önce okkalı bir küfür, sonrasında tam anlamıyla salaklık hali; durup durup kapıya bakmakla elde edilecek bir fayda ummak gibi… Sanki öyle bakınca kapı dile gelecek, “ Pardon abla” diyerek açılacak.


Ardından hızlıca akıldan geçenler, söylenmeler, yapılan saçma sapan hareketler…

Yahu! Alt tarafı, çay- gazete keyfi. Demlenmekte olan çayımın eşliğinde gazete okuyabilmek. Şu başıma gelene bak!

Hay senin haber merakına! Suç basında abi. Niye gazete çıkarıyo lan bunlar?(!) Çıkarmasalar almayız. Almasak, almak için evden çıkmayız, çıkmasak kapıda kalmayız. Yüklen medyaya, salla suçu oraya.

Olsun. Moda bu. Alışkanlık haline mi getiriliyor ne bilinçaltında?!!!


(Ciddi paragraf içi: Hepsi çıkmalı, yanlısı da yansızı da. Asla sansür olmamalı. Biz hepsini okuyup, kıyaslayıp, akıl süzgecimizden geçirerek yorumlamalıyız.

Ama kesinlikle, haber almamız tehditle, şantajla, cezalandırarak engellenmemeli…)


Alooo! Anahtarı kim bıraktı içerde?” sorusu da geliyor arada ama anında yanıt yapıştırılıyor: “Herkes yapabilir canııımm.”


Hay şu kadınların yeni yapılmış temizlik sonrası hallerine! Tam bir terör!.. Sanki terlik, ayakkabı hep dışarıda giyiliyor? O zıkkım terliği içerde giysen, edindiğin refleksle elin de anahtara gidecek. Al! Evin içini kirletemedi o suçlu terlik ama… Ama sen, çantasız, telefonsuz, sadece cüzdan taşıyan armuttan farksız bir insansın artık…


Mardivene yürü. Geri dön. Tekrar kapıya bak. Tekrar merdiven, tekrar kapı…Kapıda yine tık yok ama içerideki çay demleme işiyle debelenen elektrikli aletten gelen sabırsız biiipp biiipp sesi, içinde bulunduğun hale geri getiriyor.

N’apcaz şimdi?

Yaşa başa bakmadan, açık pencereye merdeven dayayarak içeri sızma planları… Yüksek yahu! Nereye giriyorsun? En iyisinden dengeyi kaybeder kolu bacağı kırar, kafayı gözü yararsın. Bir gazete uğruna. Yuh artık!

Bir tanıdığa, yahut bir pastahaneye gidip kahvaltını edebilirsin, çayını içer kafanı toplar, şu şapşal halden kurtulabilir, akıllı çözüm üretebilirsin ama olmaaaz1 Serde keçiyi kıskandıracak inat var. Kapısı yüzüme çarpılmış olsa da ille kendi evim, ille kendi demlediğim çay, ille kendi bardağım.


Şuursuzca, tekrar merdivene yöneliş, yine şuursuzca markete gidiş, esas amaca hizmet için, o arada ihmal etmeyerek(!) gazeteyi alış ve bina önüne geri dönüş, duvar üzerine oturuş.

Sabah saatleri henüz ama sıcak çoktan basmış. “Çekil git şurdan!” diyesi geliyor insanın güneşe. Hele bir de benim gibi, her yaz eskimo olup kutuplarda yaşayası gelen biriysen…

Burnumun dibindeki markete bile giderken gözlük takma adetim olsaydı keşke… Hiç değilse gözlerdeki şu şaşkın bakışları saklardık, güneşi geçtim.


Bunları düşünürken gözlerim bir ara kolumun altına kayıyor; bir tomar gazete, masum masum kıvrılmış duruyor. “Al da şimdi bunları…” diye başlıyorum. Tabii ki devamı da geliyor ama burada şimdi… Neyse…


Apartmana giren çıkan oluyor bu arada. Bir Pazar sabahı, kapı önünde öylece oturan kadına, şaşkın, sorar gözlerle bakan herkese, kısık, utangaç bir sesle “ Kapıda kaldım da…” açıklaması. Ardından gelen “ Bize buyrun.” davetlerini kibarca reddetmeler ve bunların verdiği sıkıntıyla artık orda daha fazla oturmamaya karar veriş…

Yürüüüü anca gidersin!

Nereye?

Bir çilingir bulmaya tabii.

Dükkanı buldum ama… Bir küfür de ona, Pazar oluşuna. Dükkan kapalı. Ama ardından farkediyorum ki, adam şükür akıllı biri; cep telefonunun numarasını da yazmış cama.


Bir telefon bul, adamı ara, evinden getir ve kendi evine girebilmek için bir dünya para öde.

Olsun aman. Evim evim güzel evim. Fıkradaki, eşeğini bulmuş hoca gibi giriyorum eve. Hem de inadına terlikle. Sanki ilk kez görüyormuşum gibi gözden geçiriyorum sevgiyle…


Kapılarımı hep kendim kapadım ömrüm boyunca, bilerek, isteyerek. Ve hiç dönüp bakmadım ardıma. (Arkadaş, iş, eş vesaire vesaire…) Hiç pişman olmadım sayılır.


İnsanız ama. Oluyor gaflet zamanlarımız işte.

Bir aymazlıkla, bir uyku sersemliğiyle kapıları çekip kapatıyoruz ardımızdan, birdenbire. Geri girmesi zor oluyor. Çoğunlukla bir çilingirle halledilemeyecek kadar. Hatta bazen geri dönüşü olanaksız. Tüm yaşantımızı, etrafımızı kötü şekilde etkileyecek biçimde….


Uyanık olalım uyanık. Çözüm için, anahtarlarımızı hep sağlam tutalım elimizde.

Kapılarda kalmamanız dileği ile…


İLGİSİZ, ÖYLESİNE BİR TESPİT: Katıldığınız bir toplantıda, bir sohbet ortamında, birisi sürekli “ Bişey sölüceeem, bişey sölüceeem.” diye zırt pırt araya giriyorsa, ona sadece ama sadece “B’işey” söylemesi için izin verin.

Çünkü onun, b’işeyden anladığı, ardı arkası kesilmez binlerce şeydir, kimseye fırsat vermez.

Bu yazy 1526 defa okunmu?tur.
Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Yazara Ait Di?er Yazylar

Foruma Giriş Yap

Şifremi Unuttum
Üye ol

FOTO GALERİ

İlginç
İlginç
Adanaliyik.Net
Adanaliyik.Net