PAKİSTAN’DA 1. GÜN…
Saat 9.30’da uyanıyoruz. Kahvaltı için restoran kısmına geçiyoruz. Bol baharatlı yemekler dolaysıyla önceden uyarıldığımızdan olsa gerek acaba yiyebileceğimiz bir menü var mı diye düşünüyoruz.
Küçük boy katmer, yumurta, çay, poğaça muadili mini hamur işi, bezelyeli kıyma gibi çeşitli alternatifler var. Görüntüsü hoşuma gitmediği için bezelyeli kıymadan uzak duruyor ve hamur işi olan yiyeceklerden atıştırıyorum.
Çay sallama olduğu için çok zevk vermiyor. Reklamlarda sallama çay ile ilgili “hıımm, güzel” repliklerine zaten inanmamıştım. Demlik çay gibisi yok derim. Ama nafile…
Kahvaltı sonrası İHH Pakistan Sorumlusu Mehmet Kara Bey’in mihmandarlığında hareket etmek için araçlara doğru yöneliyoruz. 11 kişilik bir ekibiz. Sendikacılar ve işadamlarından oluşan bir ekibiz.
Ekip sorumlumuz Murat Kantarcı. İstanbul Kapalıçarşı esnafından bir kardeşimiz.
Mehmet Kara Bey açıklama yapıyor:
“Arkadaşlar bu gün İslamabad’dayız. Cuma namazı için Fayisal Camii’ne hareket edeceğiz. Ondan sonra Afganistan’da Bahattin Yıldız Ağabey ile birlikte yetimhane arsası almak için gidip uçak kazasında şehit olan Faruk Aktaş ağabeymizin öğrenciyken kaldığı yurdu göreceğiz.
Sonra doğal park olarak adlandırılan şehre hakim bir noktadan İslamabad’ı göreceğiz. Sonra çarşıya uğrayacağız. Belki bir daha çarşı programına vakit olmayabilir. Çamsakızı çoban armağanı belki bir şeyler alırsınız.
Sonra da İHH ve Kubeyb Fondetion’a uğrayacağız. Ofiste arkadaşlar birifing verecekler ve akşam yemeğinde Pakistan’daki sendikacı arkadaşlar sizleri ziyaret edecek. Akşam yemeğini paylaşacağız” dedi.
Araçlar hareket etti. İslamabad yemyeşil bir il. Şehrin dışında sayılabilecek bir noktada ilginç bir mimariyle yapılmış olan camiye doğru yaklaşıyoruz. Sanki camiyi bir daha göremeyecekmişiz gibi namaz kılmaya gittiğimiz caminin fotoğraflarını arabadan çekmek için deklanşöre basıyoruz.
Az sonra cami alanına giriyoruz. Çok kalabalık. Araç parkı çok geniş. Cuma hutbesi okunuyor. Urduca konuşuyor. Önemli bir şeyler anlattığı kesin. Vücut dilinden belli oluyor. Anlamıyoruz ama manevi iklim etkileyici. Cumayı kılıyor ve cami avlusundaki mermerler üzerinde çıplak ayakla yürüyoruz.
Türkiye’deki gibi cami avlusunda ayakkabı ile gezmek yok. Tıpkı Medine-i Münevvere’de gibiyiz. Ellerimizde ayakkabılarımız avludan yürüyoruz ama ayaklarımızı bastığımızla çektiğimiz bir oluyor.
Mehmet Kara Ağabey, hiç çekinmeden yürüyor. İşin tılsımını yeni fark ediyoruz. Beyaz mermerler “kış köşesi”, renkli mermerler “yaz köşesi”…
Caminin önünde hatıra fotoğrafı çektiriyoruz. İnsanlar "gelir misin?" teklifine gerek kalmaksızın yanınıza yanaşıyor. Fotoğraf çektirmek insanların hoşuna gidiyor. Saçları ve sakalları kırmızı (kınalı) insanlara gözüm ilişiyor. Çok fotojenik insanlar.
Ziya Ülhak'ın kabri başındayız..
Camii’nin yanında bir kabir ziyareti yapıyoruz. Kim diye sorduğumuzda; “Milli Şair Muhammed İkbal” diyorlar. Çok mütevazi, sade bir mekan… Dua ediyor ve dönüşte “Milli Şair Muhammed İkbal’in kabri işte burası” demek için bir iki fotoğraf alıyor ve Şehid Faruk Aktaş’ın kaldığı yurdu görmek için ormanın kuytu yerindeki gizemli yapıya doğru yol alıyoruz.
Hazır orman yolarına girmişken devam ediyor ve yüksek noktalarına doğru çıkıyoruz. Yolda maymun ve kaplan resimleri bulunan tabelaları fark ediyoruz. Ormanda doğal yaşam devam ediyor. Bol miktarda maymun var diyorlar. Giderken rastlayamıyoruz ama dönüşte yol kenarında yavruları ile birlikte oturan maymunu fark ediyoruz.
Yüksek tepenin adı “Visit Damme Koh, Lok Virsa” . Doğal park güzel… İslamabad’ı tepeden kuş bakışı görebiliyorsunuz. Hava çok sıcak… Alelacele birkaç fotoğraf alıyor ve geri dönüyoruz.
Çarşı’da ilgilenen arkadaşlar Afgan Halısına bakıyorlar. Sanırım bir kişi seccade aldı. Ağaç oyma ve taş işçiliğinin bütün ürünlerinin bulunduğu bir iki esnafı geziyoruz. Ahşaptan yapılmış şekerlik vb. eşyalar alıyoruz.
Taşlardan yapılmış takılardan alanlarımız oluyor. Deve kemiklerinden yapılmış takılar var. İnsanların takılara ve süslere düşkün olduğunu ilk bakışta fark ediyorsunuz. İnsanlar neye ilgi gösteriyorlarsa o konu el işçiliğine ve ziynet eşyalarına yansıyor. Sembolik birkaç eşya alıyor ve İHH ofisine doğru yola koyuluyoruz.

İHH’nın Pakistan’daki ofisi gerçekten çok güzel.
Kubeyb Vakfı üzerinden yardımlarını insanlara ulaştırıyor. Ofiste bize brifing verdiler. Çalışmaları görsel olarak sundular. Pakistan’da İHH’nın yaptığı ve yürüttüğü bir çok proje var.
İHH’nın Pakistan genelinde çeşitli projelerinde çalıştırdığı personel sayısı 100’ün üzerinde. Sel felaketi sonrası yapılan Bursa, Büyük Birlik Partisi, Bağcılar ve Giresun Dernekler Federasyonu Köyleri var.
BBP Köyü Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu adına yaptırmış. Köyün adı “Muhsinabad” Köyde kolejler var. Yetim çalışması takdire şayan çalışmalar doğrusu.
Gidip gördükçe izlenimlerimi anlatayım diye brifingi özetlemekten vazgeçiyorum.
Akşam namazını müteakip bahçede bekleyen misafirlerin yanına geçiyoruz. Pakistan’daki sendika başkanlarından 3 kişilik bir heyet gelmiş. Tanışıyor ve tercüman vasıtasıyla karşılıklı sohbet ediyoruz. Pazartesi Pakistan’daki sendika başkanlarının tamamıyla bir araya gelmek üzere ahitleşiyor ve basın huzurunda yapamayı planladığımız toplantı da “centilmenlik/dayanışma” protokolü imzalamak temennisi ile vedalaşıyoruz.
Sabah erkenden Multan Şehrine hareket edeceğimiz için ofisteki arkadaşlarla vedalaşarak otele geçiyoruz. Yarının neredeyse tamamı yolda geçecek. En az 10 saatlik bir yolculuk olacağı söyleniyor.
Otele geçiyor namazı kıldıktan sonra Wriless şifresini resepsiyon görevlisinden alarak internete giriyor ve Türkiye’de gündemde ne var ne yok diye bakıyorum. Türkiye’de bir gün içine çok sürpriz sığabiliyor. Paşalar emekliliğini istemişler.
Fikret Bila, küçük kıyamet gibi sunmuş olayı ve abartmış. Genel Kurmay Başkanı ve paşalar emekliliğini isterken eski Türkiye gibi yer yerinden oynar sanmışlar. Başbakan’a konuyu açtıklarında Başbakan; “siz bilirsiniz” demiş. Yani çok ta tınnn!
Yarın görüşebilmek umuduyla…